FENERBAHÇE'NİN SICAK YAZI...

09.Eylül.2020

Geçen sezon büyük hedeflerle ve yüksek beklentilerle giren Fenerbahçe, kendisini 7. sırada bularak taraftarlarına üzücü bir sezon yaşattı. 

Fenerbahçe, Avrupa Kupaları’na gidememe, harcama limiti, 21 takımlı lig vs.derken, 2020 yazının daha farklı geçireceğinin sinyallerini vermişti.
Önce teknik direktör Erol Bulut ile anlaştı ve ondan sonra da yoğun,dolu dolu geçen bir yazı geride bırakarak transfer döneminin en hızlı ve öne çıkan ekibi oldu.
Haliyle, taraftarlar ve yönetim bu durumdan gayet memnun kalsa da, 11 Eylül Cuma akşamı Rize'de başlayacak ve alışılagelmiş 34 haftalık ligden çok daha yoğun bir sürece giriş yapacak sarı-lacivertliler...
Bu sıcak yazın takıma gerçekten ne kadar fayda sağlayacağını görmüş olacağız.
Peki Fenerbahçe neler yaptı? Takıma yapılan takviyeler genel anlamda ne kadar başarılı ve 2020/2021 sezonu için takımın eksiklikleri neler?

Küllerinden doğuş

Beklentilerin çok altında kalınan bir sezonun ardından, ne pahasına olursa olsun Fenerbahçe’nin ciddi bir yenilenmeye gitmesi şarttı.
Her ne kadar harcama limiti tartışmaları olsa da, sarı-lacivertliler en başta gemiye doğru kaptanı seçmekle başladı ve eski oyuncuları, Alanyaspor’u beklentilerin üzerine çıkaran Erol Bulut’u teknik direktörlüğe getirdi.
Yenilenme sürecini yönetecek üçgenin (Başkan Ali Koç – “Sportif Direktör” Emre Belözoğlu ve Teknik Direktör Erol Bulut) son parçası da eklendikten sonra düğmeye basıldı ve iki yönlü bir çalışma başladı Fenerbahçe kadrosunda:
Bir taraftan takıma yeterince katkı sağlamayan, beklentileri karşılamayan veya aldığı maaşı hak etmeyen oyuncular ile yollar ayrılırken, diğer taraftan da hem bonservisi elinde olan, kendilerini kanıtlamış ve takıma direkt katkı verecek oyuncular, hem de bonservis ödenerek alınan ve takıma belli bölgelerde seviye atlatabilecek futbolcular kadroya ilave edildi.

Kısaca gidenlerden başlayalım:
Sol bek Hasan Ali Kaldırım ile yola devam edilmeyeceği çok belliydi, “görünen köy kılavuz istemez” misali beklendiği şekilde milli oyuncu da şampiyon Başakşehir’e imza attı.
Aynı kategoriden bir oyuncu da Fenerbahçe’nin diğer beki, Mauricio Isla oldu.
Ayrıca kadroda düşünülmeyen Mevlüt Erdinç, Mehmet Ekici, Alper Potuk, Tolgay Arslan ve Erten Ersu ile yollar ayrıldı.
Arada bir de Max Kruse olayı oldu, ama onu fazla konuşmaya gerek yok sanırım. Son olarak da Frankfurt’dan kiralık gelen stoper Simon Falette’i de tekrardan kiralamadı Fenerbahçe.

Adeta bir bahar temizliği yapıldı.

Aynı sırada da kadroya takviyeler yaparak açılan boşlukları kaliteli oyuncularla bonservis bedeli ödemeden tekrardan kapatıyordu Kadıköy ekibi...
Sivasspor’un yükselen yıldızı Mert Hakan Yandaş ile başlayan hızlı transfer dönemi, Beşiktaş’ın bek ikilisi eski oyuncuları Gökhan Gönül ve Caner Erkin ile devam etti.
Daha sonra Trabzonspor’un değerli oyuncularından sol bek Filip Novak ve Jose Sosa geldi; ayrıca Genoa’dan Sinan Gümüş, Kasımpaşa’dan Mame Thiam ve Tigres’den Enner Valencia da kadroya bedelsiz katıldılar ve boşlukları kapatmakla kalmadı Fenerbahçe, kadroda derinlik de oluşturdu.
Gençlere de yatırım yapan sarı-lacivertliler 18 yaşındaki ön libero İsmail Yüksek’i ve 21 yaşındaki hücum oyuncusu Barış Sungur’u da transfer ettiler.
Son olarak takımın en sıkıntılı bölgesi olan stoper bölgesine de (büyük ihtimalle şimdilik ilk) takviyesini de 24 yaşındaki Uruguaylı Mauricio Lemos’u transfer ettiler..
Fenerbahçe adeta bir Anka Kuşu gibi bu yaz küllerinden doğdu, en azından kağıt üzerinde.

Bu Kış Sert Geçebilir

Her şey güzel olacak” demek mümkün bütün bu sürece bakarsak; gerçekten de kağıt üzerinde kadro kalitesi ve derinliği anlamında ligin en iyi takımlarından birisi karşımızda.
Erol Bulut gibi pragmatik bir teknik direktör maçın gidişatına göre doğru hamleler yaparak takımı gerekirse toparlar, aynı zamanda da beklenmeyen isimlerden fazlasıyla verim alır (Hazırlık maçlarındaki Thiam bir örnek olarak görülebilir).
Taraftarlar kenetlenmiş gözüküyor, tesislerde adeta kolej havası var (😊) ve lige büyük bir motivasyonla giriyor Fenerbahçe.

Tamam işte, her şey güzel o zaman!


Bardağın ya da aynanın bir de diğer tarafından bakmamız gerek aslında, çünkü özellikle futbolda taraftarlar olumlu durumu fazlasıyla abartabiliyorlar ve bu sebeple de biraz daha eleştirisel düşünmek önemli.
Bu eleştirileri ve sorgulamayı Fenerbahçe için de yapmak önemli, lakin birçok noktada aslında durum o kadar olumlu değil.

Öncelikle en büyük soru işareti ile başlamakta fayda var: Fenerbahçe’yi hücumda adeta sırtında taşıyan ve bana göre geçen sezonun takımdaki en değerli oyuncularında olan forvet Vedat Muriqi, ligin başlamasına çok az bir süre kala İtalya’nın Lazio takımına transfer olmak üzere.

Ondan gelecek bonservis bedeli de gayet yüklü, 18 milyon € artı 2 milyon € bonuslar ile 20 milyon €’ya yakın gelir elde edebilir Fenerbahçe bu transferden.
Evet doğru, maddi anlamda inanılmaz bir rahatlık sağlayacak bu gelir ve belki de olası transferlerin önünü de açacak. Ama Vedat’ın boşluğu nasıl dolacak? Kim dolduracak bu boşluğu?

Lig başladıktan sonra mı asıl sistemi oturtacak Erol Bulut?

Bütün bu soruların yanıtları Fenerbahçe’nin nasıl bir sezon geçireceğinin ilk göstergeleri olacak gibi gözüküyor.

Fenerbahçe taraftarları için Muriqi belki de büyük bir golcü değildi, ama hem fiziksel anlamda, hem de mücadele anlamında Fenerbahçe hücumunu toparlayan isim oydu.
Uzun top atıldığında göğsü ile top indirip pas dağıtan, gerektiğinde stoperlerle sert ve fiziksel ikili mücadelelere girip onların dengelerini bozan, üçüncü bölgede kaleci ve savunma hattına durmadan baskı uygulayan tarzda bir santrafor Vedat ve Fenerbahçe için de hücumdaki en önemli silah.
Onun gittiği kesinse eğer şu anda onun yerini doldurabilecek bir forvet yok, bu sebeple teknik olarak Erol Bulut’un hücumda sistem değişikliğine gitmesi gerek.
Muriqi yerine konuşulan birçok isim var aslında; Zahavi, Kalinic, vs... Ayrıca kadroda Valencia gibi asıl pozisyonu santrafor olan bir oyuncu da var ama yine de bu ismi geçen isimlerin hiçbiri Vedat’ın boşluğunu tam olarak kapatamaz.
Peki o zaman Erol Bulut hücumda ne oynayacak?

Geride bıraktığımız sezon 4-2-3-1 formasyonunda dizildiğini kabul edersek Fenerbahçe’nin, orta sahada hücuma katkı verecek isimler Sosa ve Mert Hakan olacaktır.

Mert Hakan’ın hareketliliği sayesinde kanatlara açılmasıyla ve sağ açık olarak oynaması tahmin edilen Valencia’nın ceza sahasına girmesiyle Fenerbahçe rakip savunmaları böyle şaşırtabilir.

Muriqi’in olmaması sebebiyle de yerine gelecek santrafor da bu “şaşırtma” durumunda da arka direğe yakın bir noktada pozisyon alarak bitiriciliğini konuşturabilir. Kalinic böyle bir oyunda başarılı olabilir, ama maddi şartlardan dolayı bu transferin gerçekleşmesi pek mümkün değil.

Peki Zahavi santrafor olur mu? Hayır olmaz. Bu kadar basit.
Eran Zahavi’yi santrafor oynatmak, onun yeteneğini kısıtlamaktır. Onu yardımcı forvet olarak kullanmak çok daha mantıklı olacaktır, o yüzden Zahavi gelse bile Fenerbahçe’nin koşan ve mücadele eden, fizik gücü yüksek bir santrafora ihtiyacı var.
Ama öyle bir santraforu bulmak, hele ki ucuza bulmak hiç kolay değil. Bu yüzden Vedat Lazio’ya bu bedeller ile gidiyor.

Yani anlayacağınız Vedat gittikten sonra hücumda ciddi sorunlar yaşayabilir Fenerbahçe, özellikle her maçta onlara karşı tamamen kapanan Anadolu takımlarına karşı.

Gelelim bir diğer soruna, stoper hattı:

Fenerbahçe’nin şu anda stoper hattında Serdar Aziz, Lemos, Zanka ve Sadık var. Hangi ikili ilk 11’de başlarsa başlasın en başta söylenmesi gerekilen bilgi hepsinin sağ ayaklı olması, yani sol stoperde oynayacak savunma oyuncusunun güçlü ayağı sağ ayak olacak.

Bu aşırı büyük bir sorun değil, ama günümüz futbolunda teknik direktörlerin yaşamamak istediği bir durum çünkü sol ayaklı bir sol stoper hem daha rahat pas yapabilir, hem de genel anlamda hamlelerini de o güçlü ayağı ile yapmaya çalışır.

Şayet sol kanattan gelen bir atakta sol stoperin yüzü rakip oyucuya doğru dönükse ve bir müdahale yapmaya çalışacaksa, güçlü ayağı olan sağ ayağını tercih edecektir ve bu da hamle süresini minimal olsa da uzatacaktır.
Sol ayağını kullanmaya çalışan sağ stoperin özellikle ayakta müdahaleleri kontrolsüz olabilir ve gereksiz fauller yapabilir. Yine de bu durum antrenmanlarla bir şekilde üzerine çalışılıp, düzeltilebilir ama bu yaşanacak mı göreceğiz.

Stoper tandeminde olacak ikili büyük ihtimalle Serdar-Lemos-Zanka üçlüsünden seçilecek ve bu üçü de sert ve net bir kesici profilinde değil.

Ligimizde genellikle tercih edilen ve başarılı olan stoper ikilisi şöyledir: Stoperlerden birisi daha atletiktir, defans arkasına atılan topları savuşturur ve ayağı da fena değildir. Diğeri ise daha güçlü ve fiziklidir, stabil kalmayı tercih eder ve “taş” gibi yerinde durarak hücum oyuncuları ile omuz omuza ikili mücadeleleri kazanır.
İkinci profildeki stoper oyuncusu ise Fenerbahçe’de bulunmuyor şu anda; bu tarife en yakın isim Serdar Aziz ama o da yeteri kadar iyi bir “kaya”, iyi bir lider stoper değil (en azından geçen sezon öyle gözükmüyordu).

Adı geçen Marcel Tisserand da atletik ve hızlı stoper profiline uyuyor, ayrıca o da sağ ayaklı bir stoper. Yani kontratak yapan Anadolu takımlarına karşı iki hızlı ve atletik stoper ile başarılı olmak bir nebze mümkün olsa da, fizikli ve net bitirici santraforları “püskürtmeyi” başarabilecek bir stoper profili yok Fenerbahçe’de. Bu da özellikle ileriki haftalarda baş ağrısı yaratabilir.

Bizim ligimizde atanın da tutanın da iyi olacak gerçekten; Fenerbahçe’nin ise şimdilik bir atanı yok. Tutanı var, ama o da belli bir yere kadar tutabilir. Şimdilik paniğe gerek yok, çünkü Fenerbahçe’nin nasıl bir performans göstereceğini ve hangi sistemde oynayacağını daha bilmiyoruz.
Ama yine de yukarıda belirttiğim eksiklikler ileride büyük sıkıntılar yaşatabilir, o yüzden beklentileri biraz düşürmek gerek.
Sıcak ve hareketli bir yazdan sonra, soğuk ve sert bir kış kapıda olabilir.
Yine de bu transfer dönemini en iyi geçiren, en yüksek motivasyonla lige başlayacak ekibin de Fenerbahçe olduğu bir gerçek ve Avrupa’ya gitmeyecek olan sarı-lacivertliler de bu yoğun fikstürün arasında sıyrılıp ligde fark da yaratabilir.
Bekleyip, göreceğiz…