Sabri Ugan'dan haftaya genel bakış...

22.Kasım.2019
Sabri Ugan'dan haftaya genel bakış...

FATİH TERİM Mİ ŞENOL GÜNEŞ Mİ?

* Eminim şu başlık bile çok çekici. Bu özel iki adam için neler söyleyeceğim kesin merak uyandırmıştır. Çünkü, Türkiye'nin en kolay konuşulacak konularının başında geliyor bu iki isim. Fatih Terim mi, Şenol Güneş mi?

 

Yeniden 'Milli Takım' taraftarı olduk...

'En küçük payı' olan kim varsa, teşekkür ederim.

***

Radyo programlarım sırasında çok sayıda mesaj alıyor, vaktim elverdiğince cevaplıyorum. Öncellikle altını çizmek isterim ki; 'doğruyu' değil, 'kendi doğrularımı' anlatıyor ve yazıyorum.

Beni dinleyenlere, okuyanlara pencereler açabiliyorsam ne mutlu bana.

Sihirli iki kelime: "Bakış açısı"

Çünkü benim okuma ve dinleme kriterim, kendime sorduğum soru bu: "Bakış açıma katkıda bulunuyor mu?"

***

Bu ülkede futbol üzerindeki tartışmalar 'çoğunlukla' ezeli rekabetler üzerinden yapılıyor.

Mesela...

Soru şu: Milli Takım'ın ortalama puanı, hangi teknik direktör yönetiminde yüksek?

Cevap: "Şenol Güneş"

***

Genelde sorgulamaya çok zaman ayırmıyoruz.

Doğru, Milli Takım'da en yüksek puan ortalaması Şenol Güneş'in teknik direktörlük yaptığı zamanlarda yakalanmış.

Biz bu 'doğruyu' sağından solundan da bakarak değerlendirmek yerine 'Mutlak Doğru' olarak kabul ediyoruz.

Gazete kitap okuma sayımız, internette okuma süremiz gizli saklı değil… (Hayır hayır, bu konuya girmeyeceğim.)

Günlük koşuşturma içinde her okuduğumuzu  incelemeye vaktimiz de yok.

Oysa işi bu olan kişilerin, 'salt doğru' dışında, o doğruyu analiz etmeleri 'bakış açımıza' katkı sağlayacak.

***

Mesele tartışmak olduğunda en kolaya kaçıyoruz.

- Tabi ki Şenol Güneş!

- Olur mu kardeşim sen Fatih Terim'in başarılarını unuttun galiba.

- Mili takımın puanlarına bak, en çok kimin başarılı olduğunu anlarsın.

Sevgili dinleyenler, sevgili olurlar ben sıkıldım ‘reytingi yüksek’ bu kısır tartışmalardan.

1- Bakış açıma hiç bir katkısı yok.

2- Yol haritası çok açık.

Galatasaray'a gönül veriyorsan "Fatih Terim",

Fatih Terim karşıtıysan "Şenol Güneş" adı daha gür çıkıyor ağızdan.

O zaman İtalya'nın başına  gelmiş geçmiş en iyi teknik direktör Mancini... Onun dışında böyle istatistik yakalayan başka bir İtalyan teknik adam yok.

***

Her dönemin kendine özgü koşulları vardır.

"Tartışmayın" demiyorum. Tartışın canınız istiyorsa. Hele biraz da ses yükseldi mi reyting tavan yapar. Yazı daha çok 'tık' alır.

Ama bunu, şu güzelim Milli takımın üzerine basmadan yapmanın bir yolunu bulun gözünüzü seveyim.

 

  

************************************

 

BAKIŞ AÇISI SORUSU

Brandon Rogers'ın Çağlar Söyüncü'ye,

Maurizio Sarri'nin Merih Demiral'a,

Christophe Galtier'in Zeki Çelik'e,

Paul Le Guen'in Umut Meraş'a,

Paulo Fonseca'nın Cengiz Ünder'e,

Abdullah Avcı'nın İrfan Can'a, Mert Günok'a, Mahmut Tekdemir'e,

Sergen Yalçın'ın Ozan Tufan'a katkıları 'Kaç puan' eder?

************************************

MÜMKÜNSE SİZDEN CEVAP BEKLİYORUM

Şunu söylüyorum hep…

Şimdiki gençler, menajerlerinin de katkısıyla geniş bir tercih alanına sahip. Avrupa'da 'Kolaylıkla' takım bulabiliyorlar.

Son zamanlarda kalite çıtasını aşan futbolcularımız Türkiye'de kalmak yerine, yurt dışına gitmeyi tercih ediyorlar.

Orada da ceplerine 'Çakıl taşı' koymuyorlar, karın tokluğuna oynatmıyorlar.

İyiysen, dışarda da kazanıyorsun...

Yoksa, barınamıyorsun zaten.

***


Bence Avrupa tercihinin altında yatan en önemli sebeplerden biri de, 'futbol' oynama isteği... (Bu, üç beş kelimeyle anlatacağım bir konu değil. Merak eden olursa ayrı bir yazı konusu yaparım)

Bugün Radyospor'da, Milli Takım yine Şenol Güneş - Fatih Terim üzerinden konuşulurken, araya bu düşüncemi de ekledim.

Sağolsun vakit ayırıp cevap yazmaya değer bulmuş o anda beni dinleyen İbrahim Özen.

Diyor ki;

"Naif bir insansiniz ancak eleştiriyi hak ettiğiniz de oluyor. Örneğin yeni kusak oyuncakların durup dururken kariyer  anlayışlarını değiştirdiğini söylediniz.

Bir değişim varsa durup dururken olmaz; yabancı kuralının hakkını yemeyin , uygulamayı başlatan kişi şu dönem yöneticilerimiz tarafından sevilmiyor diye. Türk futboluna arz-talep olgusunu getirdi." (Doğallığı bozulmasın düşüncesiyle özellikle düzeltme yapmadım.)

Öncelikle, yabancı futbolcu kuralını destekliyorum, kısıtlama tartışmalarını anlamsız buluyorum.

***

Karşılıklı konuşmak zihin açar, bakış açısı sağlar.

 Bu anlamda ben de dinleyicilerimden / okuyucularımdan rica ediyorum. Bakış açıma 'cevaplarıyla' yardımcı olsunlar.

Dört soruyla başlayacağım. (Sonraki soru haklarım saklı kalmak üzere)

1- Ozan Kabak, Galatasaray'ın değişmezlerinden biri olmuş, hatta Bülent Korkmaz'ın halefi olarak anılmaya başlanmışken, neden gelen 'ilk teklifte' Avrupa'yı tercih edip gitti?

2- İngiltere'de forma şansı bulamadığı zamanlarda, orada kazandığından daha fazlası teklif edildiği halde, Cenk Tosun neden Türkiye'ye dönmekten 'ısrarla' kaçındı?

3- Yusuf Yazıcı'nın, Lille tercihinin ve 'isteğinin'  altında yatan 'Maddi' sebepler miydi?

4- Merih Demiral, Fenerbahçe'den ayrılık sürecinde Abdullah Avcı'nın "Başakşehir'e gel" dediğini anlattı. Teşekkür edip "Benim hedefim Avrupa" demiş. Merih Demiral Başakşehir'e, 'üstelik' fena olmayan kazanca, hatta Cengiz Ünder gibi 'basamak' olarak kullanma fırsatına karşılık neden "hayır" demiş olabilir?

************************************

 

MUTLU EDEN MESAJLAR

 

Birkaç gün önce "Yıllar önce 'Whiplash' filmi önerisiyle, hayatımı değiştiren adama "Günaydın" demek istedim" mesajıyla başladım güne...

Mutlu oldum.

Ayrıca gururlandım.

"Ama bu kadar kısa yazı olmaz. Whiplash seni nasıl etkiledi?" diye de sordum.

Bugün baktım, cevap gelmiş:

"İşyerimde inanılmaz bir baskı altındaydım. Mücadele edecek gücüm tükeniyordu. O sabah seni dinlerken "Lütfen Whisplash'ı izleyin" dediğini duydum.

Eve dönünce de izledim.

Aradığım motivasyon, beklediğim güç buydu. Ben kazandım"

  Ben de kazanmış oldum. J