BAZI YAZILARA BAŞLIK UYMUYOR

23.Eylül.2020

Babamla ilgili anılarda geçen “soba kenarı sohbetlerinde” paylaştıklarınızı ve hissettiklerinizi okurken gözlerimden iki damla süzülür usulca.

O zamanlar benim çocukluğuma dayanır, babamla dayanışmamızın temeline yani. Yalnızca hafta sonları birlikte olabildiğimiz için ben de Star TV’nin kadrolu elemanlarındandım.

Şirkete girerken turnikelerin altından saldırgan savunma oyuncusu gibi kayarak geçmem dışında uslu bir çocuktum. İzinde olan masanın sahibinin yerine geçerdim genelde. Eğer herkes işbaşıysa babamın yanına bir sandalye çekerdim. Fazla yer kaplamadan, dikkatini dağıtmadan etrafı bakınırdım. Babamla birlikte seslendirme odası, stüdyo, maç anlatım kabini… Her yere girer çıkardık. Sabahları girdiğimiz şirketten akşam haberimizi sunduktan sonra eve birlikte döndüğümüz gibi. Daha 6 yaşımda onun asistanı, yol arkadaşı olmuştum.

Yolculuğumuz Star TV’nin Basın Express yolundaki binasında başladı. Uzun bir koridoru vardı, bir zaman sonra küçük bir top getirmeye başlamıştım. Artık o koridor sadece benim için değil bütün ekip için Wembley’in sahası haline gelmişti. İlk olarak sessizce seri penaltı atışları yaparken bir anda kendimi sahanın dışında, koca koca adamları damacanalardan kale yapmışken buldum. Sonra Football Manager 2005 geldi. Hepimiz fena tutulduk, herkes işi gücü bir an önce bitirip takımını daha iyi yerlere getirmenin peşindeydi. Bana da öğrettiler tabii. Babamla Podolski, Robinho, Guarin ve daha nicelerini keşfettik. Haftalar, yıllar böyle geçiyordu.

 Babam özel bir babadır benim gözümde, şimdilerde aradığım tüm zarifliklerle beni o yaşlarımda tanıştıran adamdır. Cumaları farklıydı benim için. Babama, Star TV’ye kavuştuğum gündü. Onca yoğunluğun, anlatılacak maçın, sunulacak programın arasında bir kez olsun beni Cuma günleri okul çıkışında yalnız bırakmadı. Ben merdivenlerden hızlıca inerken o da tüm velilerin arkasında bana sırıtıyor olurdu. Okuldan şirkete giderken “bu hafta hangi maçları anlatıyoruz, hangi akşamlar haberler bizde, eğer Beşiktaş’ın maçı varsa benim için daha çok bağırır mısın?” gibi sorular sorardım. İşten döndüğümüzde benim futbol toplarının yanına koşar üstümüzü değişir yemeğimizi yemeden futbol oynamaya koşardık, o kaleci olurdu. Ben şut çekerdim. Yanımıza gelen çocuklarla maç yaparken kaleden komutlar verirdi. Uyumadan önce de o maçta yaptığım hataları eleştirir, günün matrağını yapardık.

Sonra Doğan Holding’in Star TV’yi satın alımı gerçekleşti. Muhtemelen en çok o zaman ağlamışımdır. Koridorum, anılarım, stüdyolar hepsi arkamızda kalacaktı. Babam “orada da bir koridor buluruz oğlum dert ettiğin şeye bak!” dese de bir daha ne o koridoru ne de samimiyeti bulabildim sanırım. İlk iki haftam yeni şirket binasını keşfetmekle geçmişti. Yeni eğlencelerim vardı: Berber, D&R, kafeterya ve tabii ki Football Manager 2008… Değişen sadece bina değildi, hazırlanmamız gereken programların sayısı da arttı. Telegol ve Şampiyonlar Ligi Özel çıktı birdenbire. O meşhur “saat 4’e 10 var” repliğinin olduğu gece bile oradaydım. Değerli Ağabeylerim bana koltuklardan yatak yaparlardı, babam program bitince uyandırırdı.

Sonra sizleri tanıdım… ilk olarak maç anlatma kabinine doğru yürürken babama, sanki evinizden biriymiş gibi yaklaşımınızda sonra da boynuma güler yüzünüzle taktığınız atkılarda tanıdım sizleri.

Star TV yolculuğumuz sona erdiğinde Radyo’da buluştuk. Bana sorarsanız en çok orada tanıdık birbirimizi. Radyonun samimiyetini ve sıcaklığını anlatmak için kelime seçmek zor. “Sizi dinleyenlerle dost oluyorsunuz” en doğru cümle olur bence. Bazen babamı dinleyen taksi şoförlerine denk geldiğimde hayatımdaki bütün gelişmeleri biliyor olurlardı. Meğer babam her şeyi anlatıyormuş… Sadece spor değil, hayatı paylaşıyormuş. Ara sıra büyüdüğüm için Star TV asistanlığım dışında program arkadaşı da olabildik Radyo sayesinde. O kadar bütünleştirici bir meslekmiş ki şimdi daha iyi anlıyorum.

Bugün sizin sayenizde o yolculuğumuzda babamın bıraktığı izlere tebessümle bakıyorum. Şampiyonlar Ligi anlatımları ve programlarıyla ilgili hislerinizi yazıya dökerken seçtiğiniz kelimeler, bahsettiğiniz o soba ve tüplü televizyon… Radyo’da size tanıştırdığı şarkılar.
Kalbiyle yaşayan, güce inanmayan, ailesinden gördüğü nezaketi uzaklarda devam ettirmeye çalışan bir gence hala hissiyatın daha değerli olduğunu gösteren herkese teşekkür ederim.