Doruk Ugan Yazıyor / İtalya'dan mektuplar: Bologna'da boş bir levha...

31.Ekim.2019
Doruk Ugan Yazıyor / İtalya'dan mektuplar: Bologna'da boş bir levha...

Küçüklüğümden beri hikayemde karşılaştığım her şeyin resmini çizmişimdir duygu dünyamda...

İnsanlar, eşyalar, şehirler, kararlar.
Köşemin adının neden “İtalya’dan Mektuplar” olduğunu merak edebilecek sizlere, buradaki ilk günümden bugünüme kadar tanıştığım insanlara sattığım kısa otobiyografimi anlatayım: “2012 yılında
İstanbul’daki İtalyan Liselerinden birine kayıt oldum. Sonunun kafamda çoktan belli olduğu yolculuğumun ardından Bologna’da Hukuk Fakültesinde öğrenim görüyorum.”
Sonrasında oluşabilecek sorularınıza ileriki yazılarımda cevap vereceğimi düşünüyorum. Zira İtalya ve Bologna’yla ilgili kafa ütülemeye devam edeceğim. Emin olabilirsiniz ki bu köşede hiçbir soru cevapsız kalmayacak.

Bunlar bir kenara, öncelikle yolun başında sizinle bir konuda anlaşalım...
Ne yazar olmak niyetim vardı ne de seyyah.
Hatta hukukçu olarak anılmak istediğime bile emin değilim. Yolda olmayı seviyorum...
Bir şeyler denemeyi, sorularıma cevap aramayı.
Şimdi ise babamın ufak ricasını gerçekleştirmek ve kendi ruhumu beslemek için size bir şeyler üretmeye çalışıyorum. Betimlemelerim eğer “kendini yazar sanıyor” hissiyatı verirse darılırım...

Gitmek, her ne olursa olsun içinde umudun olduğu bir hüzün bırakır.
Ayrılık bırakır bir kere.
Pasaport kontrolünden geçerken son bir selam…
Kimisi evine veda eder, kimisi uzaktaki sevdiğine…
Şehirde biriktirdiği ne anısı varsa onların hepsine...
Belki her gün bindiği 7.10 vapuruna belki de yanından geçerken naifçe baktığı Çukurcuma antikacılarına.
Çok konuşulmaz ama en çok da sokaktaki kedilere ve köpeklere veda eder.

Rotama ulaşmaya yaklaşırken küçülen ve sonunda gözden kaybolan ne varsa arkamda, hepsine veda ettim.
İtalyan Lisesi’ne adım attığım ilk günden itibaren öğretilen ya da benim öğrendiğim ne varsa hepsini kullanmaya ve kendime yeni bir sayfa açmaya hazırdım. Çünkü zor olanı başarmış, kendimi boş bir levha ilan etmiştim.
Yeni insanlar, yeni eşyalar, yeni şehir ve yeni Doruk…

Artık hepimiz bir yerdeydik. Avrupa’nın çeşitli yerlerinde, Amerika’da, Kanada’daydık.
Dünyanın neresine gidersek gidelim bizimle aynı yolu kat eden arkadaşlarımızın kapıları hep açıktı. Çünkü hikayemizdeki yeni sayfaların, eskileri silmeye gücü asla yetmedi.
Hepimizin karşısında başka meydan okumalar vardı. Başka şeylerle sınanmamız hiç sınanmadığımız anlamına gelmezdi, bu yüzden de yol arkadaşıydık aynı zamanda.

Benim meydan okumalarım biraz daha kolaydı. Çünkü yaşadığım şehre aşık, sokaklarına ait, insanlarına yakın hissediyordum. Artık küçük bir şehirde, geniş bir bakış açısıyla sade bir hayatım vardı.

Bir sonraki yazımda da size bu şehirden bahsetmeyi çok isterim.
Köşeme hazır gelmeniz için de 'istek üzerine' bir şarkı bırakıyorum.

“Francesco Guccini- Bologna”
https://www.youtube.com/watch?v=30X-gjtVKig